Şub 25

Yerel Yönetimler Sempozyumu- Yerelyönetim.net

Ankara’da düzenlenen Güncel Sorunlar Işığında “Türkiye’de Yerel Yönetimler” sempozyumuna katılan Başkan Seyit Torun siyasi kazanç sağlamak amacıyla Ordu’ya dışarıdan nüfus taşındığını söyleyerek, “Bütün Belediye Başkanlarımız enerjilerinin büyük bir bölümünü kurumlarının içinde bulunduğu ekonomik zorlukları aşmak için kullanmaktadırlar. Türkiye’de 3 binin üzerinde belediye sayısı bin 500’e düşürüldüğünde nasıl etkin bir yönetim anlayışı çıkacak. Halkın görüş ve önerisi alınmadan yapılan bu uygulamalar olumlu bir yarar sağlamayacaktır” ifadesini kullandı. 

           Uluslar arası İlişkiler Çalışmaları Derneği (TUİÇ), Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Yeni mahalle Belediyesi’nin işbirliği ile düzenlenen sempozyum Yeni mahalle Belediyesi Yerel Yöneticiler, Akademisyenler ve öğrencileri Nazım Hikmet Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapıldı. Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar’ın ev sahipliğinde gerçekleşen sempozyuma Yenimahalle Belediye Başkan Yardımcısı Erhan Aras, CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, CHP Ankara İl Başkanı Zeki Alçın, Mardin Belediye Başkanı Mehmet Beşir Ayanoğlu, Başkan Seyit Torun, Prof.Dr. Ahmet Vefik Alp, TUIÇ Derneği Başkanı Burak Yalım, Başkan Yardımcısı Çağdaş Arslan, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, ODTÜ ve Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden gelen öğrenciler katıldı.

            3 gün süren sempozyum da Belediyeler Yasası eleştiri toplarken, yerel yönetimlerde yetki karmaşası ve hizmette başarılı olmanın yolları tartışıldı. Başkan Seyit Torun yaptığı konuşmada şunları kaydetti;

         “Sempozyuma davet yazılarında okuduğum bir cümleyi dikkatinize sunarak konuşmama başlamak istiyorum. “Çağımızda yerel yönetimler, ülkelerin ve milletlerin gelişip güçlenmesinde önemli katkılar sağlayan aktörler konumuna gelmiştir”. Bu küçük cümle bile yerel yönetimlerin önemini gözler önüne sermektedir.

         Böyle olmasına ve  yıllar boyunca tartışılıp konuşulmasına rağmen yerel yönetimlerin işleyişini kolaylaştıracak, çağdaş ve günümüz koşullarına uygun yasalar uzun süre çıkarılmamış, çıkarılan yasalarda eksik ve yetersiz kalmıştır.

       Burada özellikle Sayın oturum Başkanımız gibi değerli bilim insanlarının karşısında kent bilimi konularında söz söylemeye kendimi yetkili görmesem de bir Belediye Başkanı olarak yaşadığımız sorunları ve içinde bulunduğumuz durumu özetlemeye çalışacağım.

         Demokrasilerin ilk ayağı ve beşiği olarak değerlendirilen yerel yönetimler  yaptığı görev ve hizmet itibarı ile halka en yakın kamu kurumu olduğu için vatandaşların istek ve beklentilerinin karşılanmasında ilk talepte bulunulacak kurum olarak algılanmaktadır.

         Bu beklenti benim için çok anlaşılır çok haklı bir beklenti olsa da yerel yönetimler halkımızın bu beklentilerini karşılayacak yasal düzenlemeye sahip değildir. Örnek vermek gerekirse Belediye olarak kent merkezinde bulunan eğitim kurumlarının ihtiyaçlarını ve sorunlarını biliyorsunuz, ama çevre düzenlemesine destek dışında yasal bir çalışma yapamıyorsunuz. Bu durum vatandaşlarımızın zihinlerinde ikilem yarattığı gibi bizler içinde sağlıklı kente kavuşmanın önündeki en büyük engeli teşkil etmektedir.

         Bugün dünyanın bir çok ülkesi bu sorunları aşmış çağdaş uygulama modellerini ve halkın beklentilerini karşılayacak Yerel Yönetimlerin oluşmasını sağlayacak yasaları uygulamaya koymuş, gerek sağlıklı kentleşme gerekse sosyal ve kültürel alanda bulunduğu ülkelerin gelişmesine katkı yapacak güçlü bir yerel yönetim yapısını oluşturmuşlardır.

Bizde ise durum çok farlıdır. Ne tam anlamı ile demokrasimizi geliştirebildik nede olması gerektiği gibi ülke gerçekleri, toplumsal yapımız ve coğrafi imkanlarımızı değerlendirerek çağdaş bir yerel yönetim anlayışını hayata geçirebildik.

 Bugün dünyaya baktığımızda neredeyse her ülkenin kendine özgü siyaseti ve politik anlayışı bulunmaktadır. Birebir olmasa bile genel anlamda ülkelerin belli siyasi akımlar etrafında odaklandığı, ilişki ve çıkarlarını bu anlayışlar doğrultusunda şekillendirdiği görülmektedir.

Burada değerlendirilmesi gereken unsur uygulanan siyaset anlayışının ne kadar başarılı olduğudur. Bunu ölçmenin en önemli göstergesi de demokrasi anlayışının gelişmişliği, çağdaş yaşam koşullarına sahip olma ve temel insan hak ve özgürlüklerine kavuşma imkânlarıdır.

Bizler uygulamaya koyduğumuz anlayışlar yada projeler ne kadar doğrudur dersek diyelim bu projeler insanlığın gelişmişliğine katkı yapmıyor, halkın beklentilerini yeterli ölçüde karşılamıyor ise çağdaş yönetim anlayışından bahsetmek çok mümkün değildir.

Esasında siyaset ister yerel yönetimlerde olsun ister ülke genelinde olsun bugün çağdaş dünyada kabul görmüş demokrasi gibi ve belli düşünceler doğrultusunda ve ayrım gözetmeden insanların hayatını kolaylaştırmak için yapıldığında bir anlam kazanır.

Ülkemizin yaklaşık 70 yıl önce çok partili hayata geçmiş olsa da bugün nerede ise bütün siyasi partilerimizin ortak düşüncesi demokrasiyi toplum olarak yeterli ölçüde içselleştiremediğimizdir. Bunda (darbe) gibi çok farklı sebepler etken olsa da bana göre esas sebep ülke siyasetine yön veren kişilerin demokrasiyi bir araç yada belli gurubun iktidara gelmesi için kullanılan bir yöntem olarak algılamasından kaynaklanmaktadır.

Bugün ben de dahil ayrım gözetmeden söylüyorum bütün belediye başkanlarımız enerjilerinin büyük bir bölümünü kurumlarının içinde bulunduğu ekonomik zorlukları aşmak için kullanmaktadırlar. Evet, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik sorunlar bunu gerektiriyor olsa da bu ekonomik zorluklara rağmen ortaya çıkardığımız projelerin uygulanması farklı mevzuatlarla da engellenmektedir. Örneğin kent içi trafiği rahatlatacak düzenlemeler yapıyor olsanız da kentin ortasından gecen ana yola müdahale edemiyor, halkın güvenliğini sağlayacak kent dokusunu bozmayacak üst geçit yapamıyor yada bunu yapılmasını olanaklı kılacak mevzuatları aşamıyorsunuz.

Burada izin verirseniz geçmişte yaşadığımız bir örneği sizlerle paylaşmak istiyorum. AB uyum yasaları çerçevesinde hükümetimiz katı atıkların bertaraf’ı konusunda  nasıl bir yol ve yöntem izleyeceğimiz konusunda yasalar çıkararak belediyeleri guruplara ayırarak katı atıklara çözüm bulunmasını ve beraber çalışılmasını teşvik etmiştir. Bu doğrultuda bizimde içinde bulunduğumuz gurup belediyeler birlik oluşturmuş, merkez belediye olmamız hesabıyla da bu işin yürütmesinde Ordu Belediyesi öncülük etmiştir.

Üniversitelerden destek alınmış, yurtdışındaki uygulamalar ve bu uygulamalar içinde bizim coğrafi özelliklerimizi de dikkate alarak ortaya bir proje çıkarılmıştır. Evet bizim bölgemizde gerek kamu arazisi gerekse yerleşimin dağınık olması nedeni ile uygun olabilecek alanlar sınırlı olmasına rağmen alternatif yerler bulunmuş ama gizli bir güç 16 belediyenin atı atıklarını bertaraf edecek projenin hayata geçmesini engellemiştir.

Bu vurguyu yaparken şunu söylemiyorum. Böyle bir bahane varken maliyeti çok yüksek olan katı atıklara çözüm bulmayalım ve vahşi depolama yöntemine devam edelim. Ordu Belediyesi Katı Atık sorununa şu anda büyük oranda çözüm bulmuştur ve uygulamaya koyduğumuz yöntem sayesinde bu sorundan temelli kurtulacağız.

Ancak vurgulamak istediğim hem bir yasa çıkarıyorsun hem de bu yasanın gereğini yapacak yerel yönetimleri farklı mevzuatlarla engelliyorsun, yada başka belediyeye bu imkanı tanıyorsun. İşte burada çağdaş demokrasi ve yönetim anlayışı ortaya çıkıyor.

Burada özellikle belediye başkanlarımızın çok iyi bildiği bu saydıklarım işin bir yüzü. Yerel yönetimlerin esas önemli olan yanı ise başta kaynak olmak üzere geçmişten gelerek yığılmış sorunlar. Alt yapı, kanalizasyonlar, katı atıklar ve hızlı bir kentleşme.

Ben insanlarımız ve bizler tarafından yaratılan bu sorunlara yine bizlerin çözüm bulacağına inanan biriyim. Bunun için özellikle yerel yönetimlerde değişik politik düşünceye sahip kişilerin olması aslında herkes için avantajlı bir durumdur. Çünkü bu sayede hepimizin  farklı düşünceleri ve kişilerden kaynaklanan uygulama yol ve yöntemlerini tanıyarak bunlardan yararlanma imkanı bulabiliriz.

Tek şart ister yerelde siyaset yapan olsun isterse parlamento da görev yapan milletvekili olsun demokrasiye inanan herkesin mevcut bulunan sorunların çözümü noktasında kimin yaptığından ziyade esas olanın o sorunların çözümünde ne kadar katkı sağladım düşüncesinin egemen olmasıdır.

Bunu sağlayabildiğimiz ölçülerde hem demokrasi anlayışımız gelişecek hem de sorunların aşılmasında anlamsız tartışmalar yerine enerjimizi bu noktalara odaklama imkânımız doğacaktır.

Bugün neredeyse bütün partilerimizin ortak düşüncesi ülkemizin için yeni bir anayasa yapılmasıdır. Evet ülkemiz için yeni bir anayasa yapılmalıdır ve bu anayasa başta yerel yönetimler olmak üzere farklı düşüncelere sahip insanların kendini ifade etme imkanı bulabildiği, demokrasinin gelişmesine katkı yapacak özellikleri ve içinde barındırmalıdır.

Anlayış böyle olması gerektiğine rağmen bugün gelinen noktada ne yerel yönetimlerin durumu, ne demokrasi nede çağdaş eğitim modellerinin uygulanabilirliği konularında ki tartışmalar yapılabilmektedir. Anayasa değişikliği dönüp dolaşıp iki nokta üzerinde (Etnik yapı, başkanlık sistemi) düğümlenmiş, ülkemizin bundan başka bir sorunu yokmuş gibi eksik bir algı yaratılmıştır.

Ülkemiz de yapılan tartışmalar geçmişte olduğu gibi bizleri daha ileri götürecek anlayışın oluşmasına katkı yapmak bir yana her değişikliğin ardından bir yenisi gündeme gelmiştir.

Tıpkı orada yaşayan insanların fikri alınmadan birçok belde belediyemizin kapatılması yada ne getirip ne götüreceği tartışılmadan yalnızca nüfus kriterleri belirlenerek büyükşehir yapılan belediyelerde olduğu gibi.

Bu sempozyum vesilesi ile yerel yönetimlerin ne olduğu, gerçek ihtiyaçlarının neler olduğu ve siyasete yön veren insanlar için ne ifade ettiğini anlatması bakımında yaşamakta olduğumuz deneyimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bugün ilimiz en fazla göç veren illerden biridir ve bunun sonucu son genel seçimden önce 7 milletvekili çıkaran ilimizde şimdi milletvekili sayısı 6 olmuştur. Bu somut gerçek ortada dururken, yalnızca siyasi kazanımları sağlamak için önce Ordu ve Giresun ilinin birleşmesi gündeme getirilmiş, bunun imkansızlığı anlaşılınca, gecen yıl çıkan Büyükşehir yasası ile bu kriterlerin çok gerisinde olan ilimizin nüfusu taşıma yolu ile yükseltilmeye çalışılmaktadır.

İşte yapılan bu uygulama bile bizdeki yönetim anlayışını yalın bir şekilde göstermektedir. Büyükşehir olmak elbette Ordu Belediyesine olduğu gibi ilimize de önemli katkılar yapabilecek bir durumdur ve tüm yönleri ile tartışılması, irdelenmesi gerekir.

Bu yapılmamışken ülke siyasetindeki alışkanlıklar yerele de taşınmış öyle bir hal almıştır ki bir kesim tarafından büyükşehir olmakla ilin bütün sorunlarından kurtulacağı, halkın ekonomik anlamda çok gelişeceği ve bu zamana kadar alınamayan tüm hizmetlerin alınacağı söylenmektedir. Bunun yanında bir kesim büyükşehir olmanın ilin mevcut sorunları çözmek bir yana yapay yöntemlerle büyük şehir olunduğunda daha büyük sorunların ortaya çıkacağı söylemektedir.

Burada bulunan değerli bilim insanlarının çok daha iyi bileceği gibi  buna benzer tartışmalar geçtiğimiz yıllarda üniversitelerimizin kurulması aşamasında da bir çok ilde yaşanmış, üniversite kurulması yalnızca siyasi avantaj sağlamanın bir unsuru olarak kullanılmıştır.

Üzülerek söylemem gerekir ki siyasetçilerimizin bu uygulamaları sayesinde ülkemiz adı var kendi yok olan üniversite kurmakla yabancı basın kuruluşlarında haber olmuştur.

Konu enine boyuna tartışılmadan, halkın ve konusunda uzman kişilerin düşünceleri alınıp sorulmadan yapılan bu uygulamaların neticesinde istenen sonucu vermeyeceği tartışılmayacak kadar açıktır.

Her şeyden önce öncelikli olarak daha sağlıklı yapılara kavuşmak ve demokrasi kültürünün tüm topluma egemen olabilmesi için başta siyasetçilerimiz olmak üzere hepimize önemli sorumluluk düşmektedir.

Bu sorumluluğu alarak ülkemizin yerel yönetimlerinin daha güzel bir  yapıya kavuşması için bilimsel anlamda çaba gösteren Yenimahalle Belediye Başkanlığına, Ortadoğu Teknik Üniversitesine, Türkiye Uluslararası İlişkiler Çalışmaları Derneğine, sıkıntılar içinde boğuşan bir belediye başkanı olarak teşekkür ediyorum.

Hiç kuşkusuz bu tür toplantılar ve atılan adımlar yerel yönetim anlayışının gelişmesine ve dünyadaki güzel örneklerini gördüğümüz yerel yönetim yapılarının ülkemizde de oluşmasını sağlayacak adımlardır.”

Sempozyuma katılan CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç ise yaptığı konuşmada Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü bozacak bütün kamplaşmalardan uzak durulması gerektiğini söyledi. Koç konuşmasında, “Türkiye hepimizin evidir. Bu dünyada eğer bir coğrafya varsa  o coğrafyadaki adımız Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Burada kökenler ya da inançtan kaynaklanan bir farklılaşma yaratmak Türkiye’yi felakete götürmek olur. Hepimiz eşik hukuku paylaşan, eşit cumhuriyet yurttaşlarıyız. Ancak vatandaşlara, ‘Sen farklısın, senin inancın farklı’ gibi ayrımcılıklar dayatılmaya çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

Sempozyumun sonunda konuşma yapan Belediye Başkanlarına plaket verildi.  

Kaynak:  http://www.ordu.bel.tr/webs_haber_detay.aspx?hid=8249

written by esrakaraca \\ tags: , , ,


Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

i3Theme sponsored by Top 10 Web Hosting and Hosting in Colombia